TÜRK MÜZİĞİ

Ana Sayfa :: Profilim :: Arşiv :: Arkadaşlarım

TÜRK MÜZİĞİ PORTALINA HOŞGELDİNİZ

                           www.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.netwww.htmlkodlar.net
Atatürk
"Milli, ince duygulan, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede, Türk milli musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir."

The Turkish Music Portal is the most comprehensive website about Turkish Music.

The site includes Turkish language characters.
Your computer will automatically display a download screen for Turkish characters.
If you wish to view the original content of the site correctly, click on the download button on the screen.


Site language :
Türkçe | English | German | French

Best Music Site Award

Turkish Music Portal has been awarded the Golden Spider Award 2007 in the music category.

Alıntı:Türk kültür vakfı)
Türk müziğine genel bakış
   
Benzer videolar için tıklayın                                                                           (Meltem radyo DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN ..)

17/1/2009 03:39

TÜRK MÜZİĞİ TARİHİ VE DÖNEMLERİ

 

 
 

yazan : Çetin Körükçü

Türklerin tarih sahnesine çıktığı ilk devirlerden günümüze kadar müzikle olan ilişkilerini ele alan Türk müziği tarihi, bu güne kadar detaylarıyla ele alınabilmiş bir bilim alanı değildir. Tarihin yazıyla başladığı göz önüne alındığında, Türklerin yazılı belgelerle kendilerini ifade ettikleri dönem Türk tarihinin yalnızca son 1500 yıllık kesitini içerir. Bundan önceki dönemlere ait Türk medeniyetine ilişkin kaynaklar maalesef elimizde bulunmamaktadır. Bu da gerek Türk tarihine, gerekse Türk kültür ve sanatına ilişkin verilerimizin son derece kısıtlı olduğu anlamına gelmektedir. Türk müziğini yazıya dayanmaksızın açıklamanın güçlüğünü, kaynakların kısıtlı olmasını bir an an için göz ardı etsek bile, bunlar kadar önemli başka sorunları da burada belirtmemiz yararlı olacaktır. Türkler çok geniş bir coğrafyada, çok çeşitli devletleri kuran veya bünyesinde yaşayan, birbirinden farklı hayat tarzları olan büyük bir millettir. Türk müziği tarihi denildiğinde aslında hangi Türk Boyu’nun hangi dönemine ait müziğini anlamamız gerektiği de ayrıca önemli bir sorudur. Türk müziğinin yazılı kaynaklara dayanılarak anlaşılmaya çalışılan son sekiz yüz yıllık kesitine bakılarak daha önceki dönemlere ışık tutmamız hayli zor görünüyor.
 
Ancak tüm bu zorlukların yanı sıra, bazı Çin kaynakları, eski Uygurlar’ın ve Hatay (Hıtay, Kutay) Türkleri’nin müziklerine ilişkin ilk bilgileri -kısıtlı da olsa- bizlere ulaştırmaktadır. Bununla birlikte İç Asya’da yapılan bazı arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular, Hunlar’da, Göktürkler’de ve Uygurlar’da gelişmiş bir müzik kültürünün varlığını haber vermektedir.  Bu müzik kültüründe, çeşitli enstrümanlar, özgün bir nota sistemi ve geniş bir müzik repertuarı olduğu bilinmektedir. Türk tarihine ilişkin araştırmalar geliştikçe Türk müziği hakkındaki bilgilerimiz de gelişecektir. Bugün Türkiye’de yaşayan Türk müziği geleneğinin kökleri hakkında çok şey söylenebilirse de bunu Asya’daki köklerle birlikte anmak ve Anadolu’daki etkileşimleri de dikkate almak zorunluluğu vardır. Dolayısıyla Türk müziği denilince akla, dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmış Türk topluluklarının özgün müzik kültürleri gelir ki bu da çoğunlukla birbirinde farklı karakterler gösteren müziklerdir. Müziği yapan ve uygulayan kişilerin daha ayrılmadığı, geleneksel seslerin o günün yaşantısı içinde yeniden üretildiği eski çağlarda, müziğin kutsal bir unsur olduğu düşünülmekteydi. Doğadaki seslerin birbirinin peşi sıra eklenmesiyle meydana getirilen bu sesler bütününe sihirli oldukları düşüncesiyle özel anlamlar yüklüyorlardı ve bu müzikleri ancak özel kişilerin icra etmesi söz konusuydu. Kam, Baksı, Ozan gibi din adamı, toplumsal önder, büyücü, şair gibi vasıfları bünyesinde barındıran bu kişiler aynı zamanda müzisyendiler. Müziğin sosyal işlevinin yanı sıra, dinsel işlevi de bu kişiler tarafından sağlanıyor ve uygulanıyordu. Dolayısıyla din ve sosyal hayatın bütünü aynı müzikle betimleniyor, benzer sesler bu hayatın müziğini ortaya koyuyordu.

Türkler Ön Asya’ya gelene kadar göçebe bir toplum yapısına sahip olduklarından, müzik icrasında kullandıkları çalgılar daima kolay taşınabilen nitelikte çalgılar olmuştur. Müziklerindeki ses sistemi de buna paralel olarak kurgulanmıştır ve tamamıyla doğal sesleri içerir. Seslerin eğitim sürecinden geçen ve özgün bir bilinçle düzenlendiği ses sistemleri ilk dönemlerde kullanılmamakta idi. Ancak hemen belirtilmesi gereken husus şudur ki, Türk müziği denildiğinde akla gelen bazı özellikler vardır. Bunlardan birisi Türk müziğinin ağırlıklı olarak söz eşliğinde kullanılan bir müzik olmasıdır. Hatta bazı müzikologlar Türk müziğini sözel bir müzik olarak nitelerler. Edebiyat ve müziğin birbirinin ayrılmaz parçası olması söze yüklenen misyonla ilişkilidir. Türkler yazılı olmayan dönemde dahi büyük bir sözlü edebiyat geliştirmişlerdi. Bu geleneğin izlerini  destani döneme kadar götürmek mümkündür. Sosyal hayatın tüm kesitlerinden izleri, felsefi, pastoral, didaktik örnekleri içeren bu edebiyat, Türklerin söze yüklediği misyon ve söze verdikleri önemin bir sonucudur. Böylesine gelişkin bir söz dağarcığının, toplumsal bütünlüğün sağlanması, geleneğin nesiller arasındaki bir bağ  sağlanması için kullanılması muazzam bir repertuarı da beraberinde getirmiştir. Müziği söze eşlik eden ve onun daha etkili daha anlaşılır kılmak için bir araş olarak kullanıldığı da bir vakıadır.

Çalgısal repertuar bu müziğin içinde son derece önemli ancak küçük bir bölümü oluşturur. İkinci önemli husus, tarihin bilebildiğimiz dönemleri içinde yer alan Türk müziğinin makamsal bir müzik olduğudur. Bu makam sistemi bugün  kullanılan makam sisteminden zaman zaman farklılıklar gösterdiği bilinmektedir. Örneğin Asya’da –bugün hâlâ var olan- kullanılan müzik sistemi Pentatonik (Beş Sesli) müzik sistemidir. Ön Asya’ya , Anadolu ve Balkanlara gidildikçe bu sistem yerini makamsal müziğe bırakmıştır. Türk müziğinin tarihsel seyrini böylesi bir kısa özetle vermek aslında yeterli olmamakla beraber, türlerin kendi gelişimlerini ve Türk müziği içinde konumlarını ilgili kısımlarda (Türk müziğinde Türler) bulmak mümkündür. Aşağıda verilen geniş periyotlar, türler kısmında daha özele inilerek ele alınacak böylelikle Türk müziği tarihine bütüncül olarak ve panaromik yaklaşım sağlanacaktır.
Tüm bu söylediklerimizin ardından genel hatlarıyla bakıldığında Türk müziğinin tarih içerisindeki seyri üç ana dönemde incelenebilir:

A) İslamiyetten önceki Türk müziği
B) İslamiyetten sonraki Türk Müziği
C) Cumhuriyetle başlayan çağdaş Türk müziği

Alıntı:Türk kültür vakfı.....Tunabas... 

4/10/2008 10:45

Müzik üzerinden medeniyet okumaları

Türk Edebiyatı Vakfı’nın düzenlediği ‘Çarşamba Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu Yalçın Çetinkaya idi. Müzik Üzerinden Medeniyet Okumaları’ başlıklı konuşmasında Çetinkaya, doğu ve batı müziği üzerinden bir medeniyet sorgulaması yaptı. Müzik ve medeniyet ilişkisini ele aldığı konuşmasında Çetinkaya, özetle şunları söyledi: Müzik üzerinden medeniyet okumaları yapmak akıllı adamın yapacağı bir iş değildir. Müzik seslerden yapılan armoniklerden oluşur. Maalesef ki bizim konservatuarlarımızda doğru dürüst bir müzik eğitimi yapılamıyor.  Konservatuar mezunlarına Dede Efendi’yi Itri’yi soruyoruz istediğimiz cevabı alamıyoruz. Konservatuarda sade ‘müzik yapmaya elverişlidir’ anlamına gelecek bir diploma verilir o kadar.
Müzik üzerinden medeniyeti okumak, medeniyeti anlamak bunların dışında apayrı bir şeydir. Bizim ülkemizde kafasını batılılaşmaya takmış adamlara soracak olursanız, dünyada sadece batı müziği vardır ötesi yoktur. Aksini söylemeye kalktığınızda bu anlayıştakilerin küçümsemeleriyle muhatap olursunuz. Batı müziği çok sesli, Osmanlı müziği tek seslidir gibi bir sürü tartışmanın yanında ben aslında çok enteresan bir zenginliğin üzerinde durduğumuzun farkına da vardım. Ait olduğum medeniyeti yeniden bir gözden geçirdim. Bu coğrafyanın kültürel değerlerini bu değerlerin yaslandığı temelleri araştırdığımda aslında hiç de küçümsenemeyecek bir medeniyeti ürettiğimizin farkına vardım ki bu çok önemli bir şeydir.  
Bu kültürü anlayıp idrak etmeye başladığımda aslında cevherin derinliğine yol aldığını gördüm. Hocalarımın bu kanaate varmamda oldukça büyük katkısı olduğunu inkâr edemem tabi ki. Rahmetli Çinuçen Tanrıkorur, Alaeddin Yavaşca, Bekir Sıtkı Sezgin, Fikret Kutluğ ve Yalçın Tura gibi üstatlar benim zihnimin açılmasına vesile de oldular.
Dünyada iki medeniyet müziği var, biri batı müziği, öteki Osmanlı müziğidir. İran, Azeri, Arap ve Balkan müzikleri güçlü olmakla birlikte bir medeniyet müziği değildirler. Osmanlı müziği ciddi bir medeniyet süzgecinden geçmiş rafine bir müziktir. Her iki büyük medeniyet müziğinin de temelinde din var. Hıristiyanlıkta müzik ile din arasında çok ciddi bir paralellik vardır. Doğu Osmanlı müziğinin temelinde de din vardır.
Şunu hiç unutmayalım ki bestekârlar ne düşünüyor ve ne hissediyorlarsa ona göre eserler ortaya koyarlar. Eğer doğu müziğine karşı çok kesin ön yargılarınız yoksa görür ve hissedersiniz ki, bu müzik sizi alır götürür. Hislendirir yumuşatır çok ciddi bir şekilde etkiler. O müziğin peşine adeta takılır gidersiniz. Osmanlı son dönemlerinde çok ağır acılar yaşadı ve bu acılar bestekârların elinde çok hüzünlü sanat şaheserlerine dönüştü.
Herkesin kabul ettiği bir gerçek var ki medeniyetlerin dibinde yatan iki farklı kitap var, biri Kuran-ı Kerim öteki ise İncil’dir. Her iki kitaptan iki farklı ses çıkmıştır. Ben Avrupa’ya gittiğimde mekânla insan arasındaki ilişkiyi kurmaya çalışırım. Mekânla toplum arasında da böyle bir ilişki vardır. Almanya’da Dom Katedralini ziyaret ettiğimde orayı korkutucu bir mekân olarak gördüm. Bütün gün o katedralle bir şekilde ilişki kurmaya çalıştım. Bir türlü aramızda bir sıcaklık kurulamadı. O büyük yapı büyüklüğü ve soğukluğu ile yaklaştıkça sizi eziyor. Korku kültürü o kadar içine sinmiş ki sanat eserlerinden heykellerinden bile bir korku aktığını hissediyorsunuz.
Batıda sanattaki bunalım kilisenin sanat ve insan üzerinde kurduğu baskıdan kaynaklanıyor. Kutsal kitap insan iradesi üzerinde baskı kurar ve kilise müziğinde asla değiştirilemeyecek kurallar vardır. Bazı notalarda mesela ‘şeytan aralığı’ dedikleri yasaklar var. Batıda ilk olarak Mozart bu baskılara ve şiddetli kurallara karşı çıkmış ve başarılı müzik eserleri ortaya koymuştur. Mozart’’Güzellik uğruna bozulmayacak kural yoktur’’ diyerek bu katı kuralların ötesine geçmiştir. Hıristiyanlık bireyi korkularından yakalayan bir dindir. Kilise müziğinin insanı korkutan, tüylerini diken diken eden bir tarafı vardır.
Osmanlı müziğinde ise kurallar olmakla birlikte asla değiştirilemez kurallar yoktur. Sese göre ahenge göre ritme göre kurallar değiştirilebilir. Kur’an sese alabildiğine bir özgürlük alanı tanımıştır. İslam bir yaşama biçimidir ve yaşamın her ayrıntısını hesap ederek iyi ve güzeli aramak için insanı özgür bırakmıştır. Ses o kadar basit bir şey değildir. Medeniyetler sesi inceltip rafine eder. Osmanlı müziği işte böyle rafine edilmiş bir ses üzerine bina edilmiştir.
Elma ile armudun birlikte toplanamayacağı gibi, her iki medeniyet müziğinin aktığı mecralar birbirinden farklıdır.”
Kaynak:Umut Bulut ----TUNALIM...


TÜRK MÜZİĞİ BESTECİ ve İCRACILAR

 
 
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası
 
İLGİLİ BAŞLIKLAR
 
Klasik Türk Müziği
Türk Halk Müziği
Askeri Müzik
Popüler Müzikler
Çağdaş Türk Müziği
 
BESTECİ VE İCRACILAR
 
KLASİK TÜRK MÜZİĞİ
Besteciler
Sultan Bestekarlar
Gayri Müslim Besteci ve İcracılar
Kadın Besteciler
İcracılar
 
TÜRK HALK MÜZİĞİ
Derlemeciler ve İcracılar
Aşıklar ve Yöre Sanatçıları
 
POPÜLER MÜZİKLER
Sanatçılar
 
ÇAĞDAŞ TÜRK MÜZİĞİ
Orkestra Şefleri
Türk Beşleri
20.yy'ın İlk Bestecileri
İcracılar
 
 
 
 
 
 
MÜZİKOLOGLAR
Müzikologlar
 
 
Alıntı:Türk kültür vakfı...Tunabas...


TÜRK HALK MÜZİĞİ ESERLERİ

 

Aşık Veysel

 


Türk Müziği Eserleri
 

 
TÜRK HALK MÜZİĞİ ESERLERİ
TÜRK HALK MÜZİĞİ ARŞİVİ
Dinlemek için sample'ı tıklayın
Alıntı:Türk kültür vakfı...Tunabas...

17/9/2008 05:47 Türk halk müziği

TÜRK HALK MÜZİĞİ

 
 
Türkmen çadırında "kopuz" çalan bir müzisyen tasviri
 
İLGİLİ BAŞLIKLAR
 
Tarih
Teori
Giriş
Ezgi Yapısı
Usuller
Formlar ve Türler
Çalgılar
Aşık Müziği
Anadolu'da Aşıklık Geleneği ve Aşıklarda Müzik
Aşıklar
Kaynakça
Müzik Notaları
Besteci ve İcracılar
Derlemeler
 
TÜRK HALK MÜZİĞİ
 
TARİH
 

Melih Duygulu

Giriş ve Tarihçe

Türkler bugün İç Asya’da, Orta Doğu’da, Balkanlarda Kafkasya’da ve Avrupa’da yaşam süren bir halktır. Türk halk müziği denilince aslında bu geniş coğrafyada yaşam süren birbirinden farklı olmakla birlikte aynı soydan gelen Türkler bulunmaktadır. Yaşadıkları coğrafyanın ve birlikte oldukları toplulukların kültürleriyle kısa zamanda entegre olan Türklerin böylelikle çeşitlenmiş halk müzikleri bulunmaktadır. Dolayısıyla her topluluğun zaman zaman birbirinden farklı olan bir halk müziği geleneği vardır.  Bizim burada sözünü edeceğimiz Türk halk müziği günümüz Türkiye’sinde yaşayan ve yakın çevresini de kapsayan bir müzik kültürü olacak.

Anadolu ve Trakya topraklarında yaklaşık 2000 yıldır yaşayan Türkler, Asya’dan getirdikleri müzik kültürünün yanı sıra bu coğrafyadaki yerli halklarla da ses kültürü alış verişinde bulunmuşlardır. Dolayısıyla Anadolu sahasındaki Türk halk müziği birbirinden bağımsız ses bölgelerini içeren özel bir yapı sergiler.
Klasik müziğin doğduğu ve geliştiği kent ve elit ortama karşın halk müziği kırsal kesimin yerel özelliklerini taşır. Yerel dil ve müzik karakterleri halk müziğinin en önemli karakterini oluşturur. farklı bir sosyal çevrenin ürünü olarak içeriği bakımından halkın yaşadığı tüm doğal ve sosyal olayları konu edinmiştir. Müzikal yapısındaki çeşitlilik, kullandığı çalgılar, müziği üreten ve uygulayan kişilerin sosyal konumuyla tam bir halk yaşamının aynasıdır denilebilir.

Türk halk müziği iki ana kaynaktan beslenir: Türkü yakıcılar (anonim nitelikteki ezgilerle yerel müzik besteleyen-oluşturan kişiler) ve âşıklar. Türkü yakıcılar Anadolu’daki tüm eğlencelerde, özel ritüellerde, bazı dini toplantılarda, ölüm ayinlerinde söylenen ezgileri tekrar tekrar farklı sözlerle söyleyip yeni ezgi ve adına türkü denilen türde eserler yaratırlar.bunların kullandıkları söz kalıpları gibi müzik kalıpları da anonim niteliktedir. Aşıklar ise, çoğunlukla kendi sözleriyle veya başka aşıkların sözleriyle müzik yapan kişilerdir. Aşıklar yerel müzik kültürünün dışında olmamakla birlikte, kendilerine özgü stillerde çalıp söylediklerinden kişisel nitelikleri daha belirgindir (Bkz. Aşıklarda Müzik).

 

Alıntı:Türk kültür vakfı....Tunabas...

17/9/2008 05:39 Türk halk müziği

KLASİK TÜRK MÜZİĞİ ESERLERİ


17/9/2008 05:31 Klasik Türk müziği

KLASİK TÜRK MÜZİĞİ

 
 
Nevzat Atlığ, Klasik Türk Müziğini yeniden düzenleyen Koro Şefi
 
İLGİLİ BAŞLIKLAR
 
Klasik Türk Müziği
Türk Halk Müziği
Askeri Müzik
Popüler Müzikler
Çağdaş Türk Müziği
 

TÜRK MÜZİĞİ TÜRLERİ
 
KLASİK TÜRK MÜZİĞİ
Tarih
TEORİ
Makamlar
Osmanlı - Türk Musikisinde Makam Kavramı
Usuller
Formlar
Besteciler
Çalgılar
Kaynakça
Müzik Notaları
İcracılar
 
Alıntı:Türk kültür vakfı.....Tunabas...

17/9/2008 05:22 Klasik Türk müziği

CUMHURİYETLE BAŞLAYAN ÇAĞDAŞ TÜRK MÜZİĞİ

 
 

XX. yüzyılın ilk çeyreği Anadolu’da yepyeni bir siyasi oluşumu beraberinde getirmiştir. Türklerin tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olan XX. Yüzyıl Türklerin batı kültürü ve dolayısıyla müziğini en yoğun yaşadığı dönemdir denilebilir. XIX. Yüzyılın batılı aydınlanmacı fikri hareketi Türkiye’de bambaşka bir oluşumun da habercisi olmuştur. O güne kadar hep bir kenarda kalan halk kültürü bu dönemde öne çıkmış, halk müziği ile ilgili çalışmalara, derlemelere hız verilmiştir. Bir yandan çağdaş batılı müzikler konusunda eğitim verilirken diğer yandan Anadolu’dan ezgi toplayan müzisyenler yepyeni bir hareketin öncüsü olmuşlardır. Yapılan derleme çalışmalarıyla 20 000 civarında ezgi derlenmiş, çalgılar, türler, formlar hakkında pek çok eser kaleme alınmıştır. Türk müziğinin modern batı uygarlığı ile bütünleşmesi sürecinde, halk ezgileri önemli bir misyonu üstlenmiştir. Bugün Türk müzik sektörünün en büyük ve sürükleyici ayağı halk müziğidir.

Bununla birlikte, İlgili bölümde detayları verilecek olan Çağdaş Türk müziğinin konservatuarlarda ve yüksek okullarda eğitimi verilmektedir. Cumhuriyet yeni bir siyasi rejim olmanın yanı sıra, aynı zamanda bir modernleşme projesidir de.. Bu dönmede kurulan orkestralar, opera ve bale toplulukları, korolar, gelişen müzik sektörü, yetişen besteciler,  modern dünya ile Türk müzik kültürünün buluşmasını sağlamıştır.Yine modern müzikoloji çalışmaları ve yayıncılık faaliyetleri son dönemin en önemli müzik hareketleri içinde yer almaktadır. 

Alıntı:Türk kültür vakfı...Tunabaş


İSLAMİYETTEN SONRAKİ TÜRK MÜZİĞİ

 
 

İslamla gelişen ve çeşitlenen Türk hayatında hiç kuşkusuz müziğin de önemli bir yeri ve önemi vardır. Türklerin İslam kültür dairesi içerisine girmesiyle birlikte müzik kültürlerindeki en temel değişim müzik sisteminde olmuştur. Gerçi Makam müziği karakteri yalnız İslamla özdeşleştirilecek bir yapı değilse bile Türk müziğinin daha önceleri kullandığı daha farklı müzik sistemlerinin olduğu muhakkaktır. Pentatonik ve Heptatonik ses sistemlerinin ardından makamsal müziğin Ön Asya’daki ve Anadolu’daki izleriyle tanışan Türkler bu alanda çok ileri giderek şaheserler yaratmışlardır. XIII. Yüzyıldan itibaren İslami Türk edebiyatının da geliştiği görülür. Yunus Emre, Mevlana gibi şair, fikir adamı kimliğindeki kişilerin çevresindeki hareket yeni müziğin oluşumunda da etkili olmuştur. Osmanlı İmparatorluğuyla birlikte tarihin en parlak dönemlerini müzik kültürleriyle de yaşatmışlardır. XIII. Yüzyılın en önemli müzik hareketlerinden bir de müziği sistemleştirme çabalarıdır ki Safiyüddin Urmevi’nin Kitâb’ül Edvar’ı bu alandaki ilk ve en önemli eserdir. XIV. Yüzyılın ikinci yarısıyla XV. Yüzyılın ilk yarısında yaşayan Kırşehirli Yusuf b. Nizameddin, Meragalı Abdülkadir, Hızır b. Abdullah, Ahmedoğlu Şükrullah Osmanlı müziği ve müzik sistemleri konusunda ilk çalışmaları yapan kişilerdir. Daha sonra Enderun’da yapılan müzik eğitimi ile saray konservatuarı diyebileceğimiz Mızıka-i Humayun müziğin Osmanlı elitleri arasında yayıldığı çevrelerdir.Selçuklu İmparatorluğu’nun Osmanlı İmparatorluğu’na devrettiği ve Türklerin Anadolu’nun kadim halklarından aldıkları kültürel  miras Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde yaşatılmış ve en ileri düzeye götürülmüştür. Kökleri İç Asya’da olmakla birlikte, tüm Akdeniz havzasında yayılan Makam müziğinin özgün ve ileri düzeyde kullanımı Türk müziğinde görülebilir. XX. yüzyılın ilk çeyreğine gelene kadar şehirlerde ve köylerde hayatın çeşitli aşamalarında kendine özgü tür ve biçimleriyle yaşatılan bir Türk müziğinden söz etmek mümkündür. Her dönemin ve sosyal olayın kendi doğurduğu şartlarla bezenen bu müzik günümüze kadar gelebilmiştir ve hala yaşatılmaktadır.

Klasik Osmanlı-Türk müziğinde XX. Yüzyılın başlarına kadar durum böyle iken, yine köklerini Asya’daki müzik kültüründen alan ve bugün Anadolu’nun dört bir yanında hala yaşayan bir de halk müziği geleneği bulunmaktadır. Yerel sanatçıların ve âşıkların eliyle, Türk toplumunun yaşadığı tüm doğal ve sosyal olayları betimleyen geniş bir repertuar oluşturulmuştur.

 
Alıntı:Türk kültür vakfı...Tunabas...


İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK MÜZİĞİ

 
 
addslashes(

Türklerin tarihinde karanlık dönem olarak nitelendirebileceğimiz bu dönem İslam öncesi kültürlerin ve dinlerin büyük rolü olduğu muhakkaktır. Özellikle Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi mistik öğeler ile destansı şarkı geleneği  bu dönemde neredeyse tüm Türk boylarında yaygındır. Gök Tanrı inancına bağlı olan ve Şaman, Kam, Baksı gibi isimler alan din adamlığı, ozanlık gibi misyonları üstlenmiş bazı kişiler, ellerindeki davullar ile bir yandan hekimlik, ozanlık, din adamlığı yaparken diğer yandan, toplumun sosyal ihtiyaçlarını yine müzik aracılığı ile çözmeğe çalışıyorlardı. Yukarıda sözünü ettiğimiz Türk toplulukları arasında bu türden kişiler zaman zaman etkili olmuşlar ve bununla birlikte müziğe de yön vermişlerdir. Türk boylarının Maveraünnehr’e göç etmeye başladıkları dönemlerde (8. ve 9. yüzyıllar) artık elindeki kopuzuyla ezgi çalıp şarkı söyleyen bir sanatçı tipine rastlıyoruz. Adına Ozan denilen bu müzisyeni Asya’daki müzik geleneğini ve şarkı tiplerini kopuz adlı çalgısıyla birlikte yanında getirmiştir. İç Asyada yerleşik Türk boylarından olan Hunlar, Uygurlar, Göktürklerin müziklerine ilişkin bilgilerimizin kısıtlı olmasına karşın, göçebe Türk boylarından Türkmenlere ilişkin bilgilerimiz epey fazladır. Zira günümüz Türkiye’sinde yaşayan Türk topluluklarının öneli bir kesitini oluşturan Türkmenler, Asya Türkleri ve Türkiye Türkleri arasında bir kültür köprüsü gibidirler.  M.S.9. yüzyılın ortalarından itibaren batıya yönelen Türk boyları, Karahanlılar’dan başlayarak İslamiyet’i kabul etmeleri ile yaşama şekillerinde ve kültür yapılarında değişimler göstermeye başlamışlardır. Toplum yaşamındaki bu değişimin müziğe yansıması da kaçınılmaz olmuştur. Müzik yapılarında Asyalı tarzı aynen sürdürmelerine karşın, şarkı sözlerinde dinin etkisini görmek hala söz konusudur. Ancak sözlerde, sert ve katı dindarlığın karşısında hoşgörüyü ve Tanrı sevgisini görmek mümkündür.

Alıntı:Türk kültür vakfı.....Tunabas...

Ücretsiz Blog