Fıkıh-1=anlamak, kavramak, idrak etmektir.
Ebû Hanîfe fıkıh'ı: "Kişinin, leh ve aleyhindeki şeyleri bilmesidir."
İmam Şâfiî de fıkhı: "Dinin ameli hükümlerini, muayyen delil ve kaynaklarından alarak elde edilen bilgidir"
fıkhın içine "ibâdât, muâmelât, uqûbât" girmektedir. Fıkıh, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden vefatına kadar geçen on yıl gibi çok kısa bir süre içinde tamamlanmış, sistemleştirilip tedvin edilmesi için de 57 yıl gerekmiştir.
Hz. PEYGAMBER DEVRİ
(Fıkhın Doğuşu)
Giriş
A- MEKKE DEVRİ
B- MEDİNE DEVRİ
I- HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE FIKIH
A- HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE USÛL
1- Kur'an-ı Kerîm (nuzulü, yazılması, neshi, toplanması...)
2- Sünnet
3- İcmâ
4- Kıyâs
5- İstidlâl (telâzüm, istishâb, istislâh, istihsân...)
B- Hz. PEYGAMBER DEVRİNDE FÜRÛ
Mekke Dönemi
1- Namaz
2- Beş vakit namaz
3- Temizlik
4- Cuma namazı
Medine Dönemi
Birinci Yıl
1- Hutbe
2- Ezân
3- Nikâh
4- Cihad
5. Belediye nizamı
İkinci Yıl
1- Oruç
2- Bayram Namazları
3- Fıtır sadakası
4- Kurban
5- Zekât
6- Kıblenin Değiştirilmesi
7- Ganîmetler ve taksîmi
Üçüncü yıl
1- Miras Hükümleri
2- Boşanma
Dördüncü yıl
1- Yolculuk ve Savaş Halinde Namaz
2- Recm Cezası
3- Arâzî ıktâ'ı
4- Teyemmüm
5- İffete İftira Cezası
6- Örtünme ve İstizân
7- Hac ve umre
Beşinci yıl
1- Yağmur Duâsı ve Namazı
2- Îlâ
Altıncı Yıl
1- Anlaşma Kaideleri
2- Hac ve Umre Yolunda Engelleme
3- Alkollü İçkiler ve Şans Oyunlarının Yasaklanması
4- Zıhâr
5- Vakıf
6- Isyân ve haydutluğun cezâsı
Yedinci Yıl
1- Bazı Yiyeceklerin Yasaklanması
2- Zırâî Ortaklık
Sekizinci yıl
1- Mekke'nin Kutsîliği ve Dokunulmazlığı
2- Kısâs
3- Alkollü içki satışının yasaklanması
4- Müddetli Evlenmenin Yasaklanması
5- Hukuk karşısında eşitliğin ilânı
6- Kabir Ziyaretine İzin Verilmesi
Dokuzuncu yıl
1- Çıplak Tavâfın Yasaklanması
2- Mulâ'ane
Onuncu Yıl
1- İnsan Haklarının İlânı
2- Vasıyet, neseb, nafaka ve borçla ilgili hükümler
3- Cezanın Şahsîliği
4- Vasıyetin üçte birle sınırlandırılması
5- Faizin Yasaklanması ve Akit Hürriyeti
II- RASÛLULLAH'IN DEVRİNDE KAZÂ VE NOTERLİK
A- KAZÂ
B- İFTÂ
C- NOTERLİK ve RESMÎ YAZIŞMALAR
A- MEKKE DEVRİ:
Hz. Peygamber M. 610 yılında vahye muhâtap olmuş, vazifesi icâbı dini tebliğe başlamış ve 622 yılına kadar Mekke'de kalmıştır. Bu müddet içinde (13 yıla yakın) Kur'ân-ı Kerim'in üçte birinden az eksiği nâzil olmuştur.
Bu devrede Allah Resûlü'nün (s.a.) tebliği daha çok inanç ve ahlâk sahasına yönelmiştir. Zaten ibadet ve hukukî münasebetler bu iki temel üzerine oturmaktadır. Mekke'de fıkıh hükümleri hem azdır, hem de umûmî, küllî bir karakter arzetmektedir.
HZ. PEYGAMBER DEVRİNDE USÛL
1.Kurani kerim
2.sünnet
3.icma
4.Kiyas
5.istidlal
İbnu'l-Arabî, Ahkâmu'l-Kur'ân isimli eserinde bazı hocalarından şunu nakletmiştir: Bakara sûresinde bin emir, bin nehiy (yasaklama), bin fıkıh hükmü ve bin haber vardır
Fıkh'ın ilk tedvininin (kitapta yazılı hale getirilişinin) de, Kur'ân-ı Kerîm'in yazılması ile gerçekleştiği söylenebilir
Hicretten sekiz yıl önce Hz. Ömer'in müslüman olmasında etkili olan âyetler kızkardeşinin elinde yazılı bulunuyordu.
Resûl-i Ekrem'in dünya hayatı son bulduğunda Kur'ân-ı Kerîm'in tamamı hem yazılmış, hem de birçok kişi tarafından ezberlenmiş durumda idi
Ebû-Bekir halîfe olup yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarda birçok hâfız şehid düşünce, Hz. Ömer'in teklifi üzerine, Zeyd b. Sâbit başkanlığında bir komisyon kurdu ve çeşitli ellerde bulunan Kur'ân parçalarının bir araya getirilerek yeniden yazılmasını, bir kitap (mushaf) halinde toplanmasını istedi
Osman'ın halîfeliği zamanında yine Zeyd b. Sâbit'in başkanlığındaki bir heyet ana nüshayı çoğalttı ve belli merkezlere birer nüsha gönderildi
-
Âyetin hükmünü tamamen ortadan kaldıran değişikliği nesih sayanlardan İbnu'l-Arabî, Süyûtî gibi araştırıcılar sayıyı yirmiye, Faslı Hacevî onikiye, Hindistanlı Şâh Veliyyullah beşe indirmişlerdir. Bu beş âyet üzerinde son iki âlimin görüşleri birleştirilince sayının daha da azaldığı görülmektedir.(13) Şöyle ki:
1- "İçinizden birine ölüm yaklaştığında, eğer geride mal bırakıyorsa ana-babasına ve akrabasına vasıyet etmesi gereklidir." (Bakara: 2/180) meâlindeki âyeti, "Allah çocuklarınızın miras haklarını size şöylece bildirip emrediyor: Erkek, kadının aldığının iki mislini alacaktır..." (Nisâ: 4/11-12) meâlindeki âyet neshetmiştir. "Vârise vasıyet yoktur; yâni bir kimse ölüye zaten vâris oluyorsa buna ayrıca vasıyet yoluyla mal verilmez" meâlindeki hadîs ise nesheden âyete açıklık getirmektedir.
2- Cumhûra göre kocası ölen kadının koca evinde bir yıl oturma hakkı ve yükümlülüğü (Bakara: 2/240), bekleme müddetinin (iddetin) dört ay on gün olduğunu bildiren âyet (Bakara: 2/234) ile vasiyet ise miras âyeti ile kaldırılmıştır. Koca evinde iddet süresince kalma (süknâ) hakkı, böyle bir hakkın bulunmadığını bildiren hadîs (Buhârî, Tefsîr, 2/41; Talâk 41, 50) ile neshedilmiştir. Şah Veliyyullah'a göre nesih söz konusu olmadan şöyle bir formül ileri sürülebilir: Ölen kocanın daha önce böyle bir vasıyette bulunması farz değil, caiz veya müstehabdır, kadın ise bu vasiyete uyarak koca evinde kalmaya mecbur değildir, muhayyerdir (s. 24).
3- Diğer müelliflerle beraber Hacevî'ye göre "Ona güç yetirebilenler üzerine yoksulları doyuracak bir fidye gereklidir" (Bakara: 2/184) meâlindeki âyet, oruca gücü yetenlerin dilerlerse oruç tutmayıp her oruç için bir fidye (fitre miktarı bedel) verebileceklerini ifade etmektedir ve bu âyet "İçinizden Ramazan ayına ulaşan onda oruç tutsun" (Bakara: 2/185) emri ile neshedilmiştir. Şâh Veliyyullah'a göre "Ona güç yetirenler"den maksat fitre verme gücü bulunanlar" demektir ve âyet, oruç tutanların bir de fitre (fıtır sadakası) vermelerinin -imkâna bağlı olarak- gerekli olduğunu bildirmektedir. Burada nesih söz konusu değildir.
4- Müslümanların ona karşı bir de olsalar cihada devam etmeleri gerektiğini bildiren âyet, bu yükümlülüğü ikiye karşı bir şeklinde değiştiren âyet ile (Enfâl: 8/65-66) neshedilmiştir.
5- Belli bir sayı ve zamandan itibaren Hz. Peygambere evlenmeyi yasaklayan âyet (Ahzâb: 33/52) "Sana eşlerini helal kıldık..." (Ahzâb: 33/50) meâlindeki âyet ile neshedilmiştir. Bu konuda Şâh Veliyyullah farklı bir görüş zikretmediği halde Hacevî aksine görüşlerin bulunduğunu, bazılarının burada neshi kabul etmediklerini ileri sürmektedir.
6- Hz. Peygamber ile gizli bir şey konuşmak isteyenlerin önce fukaraya sadaka vermesini isteyen âyet (Mücâdele: 58/12), bunu takip eden âyet tarafından neshedilmiştir.
7- Müzemmil sûresinin yirminci âyetinde, önce gece namazı farz kılınmış, sonra bu hüküm kaldırılmıştır. Hacevî burada da nesihden bahsetmenin uygun olmadığını, âyetin başında gece namazının, -Hz. Peygambere olduğu gibi- bütün mü'minlere farz kılındığına dair bir delâletin bulunmadığını ileri sürmektedir.
-Herhangi bir asırda yaşayan müctehidlerin tamamının bir fıkıh hükmü üzerinde ittifak etmeleri mânasına gelen icmâ, müctehidlerin çoğuna göre ancak Kitâb ve Sünnet'ten bir delile dayanacaktır; yâni bir âyet veya hadisin belli bir hükmü ifade ettiği, başka bir mânaya gelmediği hususunda asrın müctehidleri fikir ve görüş birliğine varmış olacaklardır
-Kitâb ve Sünnet'te yer alan bir hükmün hangi gerekçeye (vasıf, illet) dayandığı bilinir veya ayrı bir ictihad ile ortaya çıkarılır (tahrîcu'l-menât ictihadı yapılır), sonra aynı gerekçeye sahip bulunan, aynı illet ve vasfı taşıyan bir fiil veya nesneye de aynı hüküm verilirse "kıyâs" ictihadı gerçekleşmiş olur
-İstidlâl:
Kur'ân-ı Kerîm'den ve Sünnet'ten, dil bilgisine ve kaidelerine dayanılarak bilgi ve hüküm elde edildiği gibi bu hükümlerin gerekçesine (illetine) dayanmak suretiyle kıyas yoluyla da hüküm ve bilgi sahibi olmak mümkündür. Bunların dışında kalan bilgi ve hüküm elde etme yolları "istidlâl" kelimesi ile ifade edilmektedir.
-İstidlâl:
Kur'ân-ı Kerîm'den ve Sünnet'ten, dil bilgisine ve kaidelerine dayanılarak bilgi ve hüküm elde edildiği gibi bu hükümlerin gerekçesine (illetine) dayanmak suretiyle kıyas yoluyla da hüküm ve bilgi sahibi olmak mümkündür. Bunların dışında kalan bilgi ve hüküm elde etme yolları "istidlâl" kelimesi ile ifade edilmektedir.
-İstishâb:
Sonraki devirlerde hanbelîler ve zâhirîler tarafından çokça kullanılan istishâb "varlığı sabit olan bir hüküm ve durumun geçmişte veya halihazırda da var sayılması" esasına dayanmaktadır ve çeşitleri vardır. Rasûlullah (s.a.) zamanında mevcut olan istishâb üç çeşittir:
aa) Akıl veya hukukun (şer'in) varlık (sübût) ve devamına delâlet ettikleri şeyin var sayılması, var kabul edilmesidir. Meselâ mülkiyetin sübutunu gerektiren sözün sarfedilmesi üzerine bu hakkın sübutu, borçlanma veya itlâf vaki olunca zimmette borcun sübutu, nikâh akdi yapıldıktan sonra karı koca arasındaki "helal olma" hükmünün devamı bu nevi istishâba dayanmaktadır.
ab) Aklın delaleti ile bilinen asıl yokluğun (el-ademu'l-aslî) hukukî hükümlerde de yok sayılması (istishâbı): "Şer'î (dînî-hukukî) bir delil bulunmadıkça, böyle bir delile dayalı bir değişiklik vukubulmadıkça yükümlülük de yoktur" hükmü böyle bir istishâba dayanmaktadır. Meselâ Kitâb ve Sünnet'ten bir delil bulunmadıkça müslümanın, altıncı bir namaz ile mükellef olması düşünülemez.
ac) Bazı nasların özelleştirilmiş, kayıtlanmış olması, bazılarının da -Rasûlullah zamanında- neshedilmiş bulunmaları ihtimaline rağmen -bu ihtimallerin vukuu bilinmedikçe- mezkür naslarla amel edilmesi de bir nevi istishâba dayanmakta, bu naslar anlaşıldıkları ve oldukları gibi yürürlükte kabul edilmektedir. Bu üç nevi istishâb (hükme varma yolu) Rasûlullah zamanında da kullanılmıştır; ancak bunlardan üçüncüsü daha ziyade ashâb için söz konusudur.
-c) Önceki semâvî dinlere ait hükümler:
Bir önceki din çeşitli sebeplerle devrini tamamlayıp yeni bir peygambere ve kitaba ihtiyaç hasıl olunca Allah Teâlâ yeni peygamberi göndermekte, baştan beri devam eden değişmez din prensipleri yanında değişen hüküm ve kaideler koymaktadır. Buna göre prensip olarak her yeni din bir öncekini yürürlükten kaldırmaktadır. Önceki dinlerde mevcut hüküm ve kaidelerin İslâm dini ve müslümanlar bakımından da geçerli olabilmesi için mevsuk ve mûteber bir kaynakta (Kur'ân-ı Kerîm, sahih hadîsler) zikredilmesi ve ayrıca peygamberimiz tarafından yürürlükten kaldırılmamış bulunması şarttır.
-d) İstihsân:
Mezhep müctehidlerinin yaşadığı devri incelerken ele alınacak olan istihsân metodu, "karşılaşan iki delilden daha kuvvetli olanı tercih" esasına dayanmaktadır. Bu metodu gerek Rasûlullah hayatta iken ve gerekse intikalinden sonra ashâbın kullandıkları anlaşılmaktadır
e) Istıslâh:
"el-Mesâlihu'l-mursele" terimi ile de ifade edilen istıslâh metodu kıyâsa bir cihetten oldukça yakınlığı bulunan bir metoddur. Kıyâs yapabilmek için illetin bilinmesine ihtiyaç vardır, illeti tesbitin yollarından biri de münâsebettir, münâsebet illetin (nassa dayalı hükmün gerekçesinin) hikmet ve maslahata uygun bulunmasıdır. Kur'ân-ı Kerîm'in bir mushafta toplanması, hadîslerin resmen toplattırılıp yazdırılması, minarelerin yapılması, halkı cumaya çağırmak için bir ezan daha (ilk ezan) okutturulması... bu metoda dayalı hükümlere örnektir.
-Gerek istıslâh metodu ve gerekse "harama giden yolu tıkama" mahiyetinde olan seddi-zerîa metodu, Hz. Peygamber'in irşad ve eğitimi ile yetişen ashâb tarafından O'nun yokluğunda kullanılmış, sonra da diğer müctehidlere intikal etmiştir.